BİR FOTOĞRAFÇI GÖZÜYLE: OTOPORTRE – ÖZÇEKİM YA DA SOSYAL MEDYA NARSİZMİ

BİR FOTOĞRAFÇI GÖZÜYLE: OTOPORTRE – ÖZÇEKİM YA DA SOSYAL MEDYA NARSİZMİ

 

İnsanoğlu varolageldiğinden beridir kendi ekseninde yaşamı ve doğayı anlamlandırma eğilimi ile yaşamaktadır. Korunmak ve doymak güdülerini tatmin için fiziksel zayıflıklarını zekaları ile kapatıp doğa ile mücadelesine devam eden ilk insandan günümüze değişmeyen bir diğer güdü de kendi varlığını anlamlandırma çabasıdır muhakkak.

 

Fiziksel,duygusal, psikolojik pek çok katmanın bileşimi olan insan, yüzyıllardır hem zihinlerindeki, hem de başkalarının gözündeki “ben” imajını irdeler durur. Başta içsel dünyasında, gölgesinde, parlak taşlar ve su yansımalarında aradığı yanıtlar 14. yy.’da aynanın keşfi ile başka bir boyut kazanmıştır. Fransızların dört Venedikli cam ustasını kaçırıp, nasıl yapıldığını öğreninceye kadar, ayna yapımının hassasiyetle korunan bir sır olarak kalması, insanoğlunun kendi görseline verdiği değeri doğrular niteliktedir elbette. Aynanın keşfi ile; önceleri yalnızca aristokratların hizmetinde portreler yapan ressamlar dahi kendi görsellerinin büyüsüne kapılıp, otoportrelerini de ürün olarak sunmaya başlamıştır. Yıl 1800’leri bulduğunda, fotoğrafın keşfi ve yaygınlaşması sayesinde portre de aristokrat ve ressamların tekelinde olmaktan çıkıp, yaygınlaşmaya başlamıştır.

 

Her ne kadar temel fotoğrafçılık kültürünün naifliğinde çektiğin fotoğraflarda kendi görselinin yer alması hoş karşılanmasa da (Fotoğraflarda fotoğrafçının gölgesi veya yansımasının yer almasına “ahmak gölgesi” denirdi); kimi görüşlerce tarihin ilk fotoğrafı kabul edilen Torino Kefenindeki çokça tartışmalı da Vinci otoportresinden, keşfettiği doğrudan pozitif fotoğrafçılık yöntemi Dagguerreyotipin gölgesinde kaldığı için bir manifesto niteliğindeki Bayard’ın çektiği tarihin ilk kurgusal fotoğrafı olan “Boğulmuş bir adam olarak Otoportresi”ne(Le Noye); John Lennon, Stanley Kubrick gibi pek çok ismin ayna karşısında çektiği ünlü otoportrelerden, Cindy Sherman’ın stereotiplerine olduça geniş bir skalaya yayılan otoportre fotoğrafları her zaman popüler olmuştur.

 

Günümüzde ise gelişen teknolojinin getirisi olarak kompakt makinelerin yerini alan cep telefonları fotoğrafın çok daha hızlı ve kolay üretimini sağlarken, otoportre fotoğrafçılığında da kısa zamanda çığ gibi büyüyen, belki de tüm fotoğrafçılık tarihinin en çok sayıda ürün veren akımını da beraberinde getirmiştir: ÖZÇEKİM

 

Kim olduğumuz, kendimizi nasıl algıladığımızın ötesinde diğer insanların gözündeki imajımız adına adeta bir hızlı tüketim malzemesi gibi üretip dolaşıma sunduğumuz özçekimlerimizle, aslolan kimliğimizi es geçip; fiziksel varlığımızı nesnelleştiriyor ve aldığımız beğeniler ile egomuzu besleyip, bu illüzyonun gitgide bağımlısı haline geliyoruz.

 

Öyle ki; daha iyi özçekimler uğruna estetik cerrahların kapısının çokça aşındırılması, daha ilgi çekici özçekimler için aldığı risklerle yaşamını yitiren onlarca insanın varlığı ve hatta 10 saat özçekim uğruna çabalayıp istediği fotoğrafı yakalayamayan 19 yaşındaki bir gencin intihar girişimde bulunmasına kadar pek çok örnek de göstermektedir ki; bu çılgınlık çoktandır masum bir akım olmanın ötesine geçmiş, gerçek bir bağımlılık halini almıştır.

 

Özçekimlerimizle yarattığımız sanal gerçekliklerimiz ve bunların dolaşımını sağlayan sosyal medya platformları, adeta Platon’un mağara mitosunun modernize bir versiyonu gibi zahiri dünyanın, gerçek dünya algısının önüne geçmesine ve bu eksende otoportre fotoğraflarının da araç olmaktan çıkıp bire bir amaç olmasına neden olmuştur.

 

Modern çağ insanının belki de her şeyi tüketmeye bu denli alışkın olmasının getirisi olan, bu bireyleri de nesnelleştirip sosyal medya narsizmi boyutunu aldıran özçekim çılgınlığı, otoportrenin her zamanki popülerliğini fotoğraf adına da daha ileri bir noktaya taşımış olsa da; hem popüler fotoğraf akımlarının, hem de bireylerin kendini anlamlandırma çabalarının son durağı olmayacaktır elbette..

 

Işığının Bol Olsun

Dide BERK APARI

 

Önceki Makale : Fotoğraf Etik Ve Ölüm Pornografisi